Türkçenin Yazı Dili Oluşum Sürecinde Karşılaştığı Bazı Tutumlar
- Alança

- Mar 16, 2021
- 4 min read
Updated: Mar 23, 2021
Türkçenin ne zaman yazı dili olarak kullanılmaya başladığı bilinmese de VI. Yüzyılda görülen metinlerden yola çıkılarak Türk yazı dilinin milattan önceki dönemlerde var olduğu bilinmektedir. 552 yılında ilk defa Türk adını kullanan Göktürklerin kullandığı yazı dilinin meful bir dil olduğu bilinmemektedir. Türkçenin en eski metinleri Orhun ve Yenisey yazıtlarıdır. XI. Yüzyıldan itibaren İslamiyet’le tanışan Karahanlılarla Türkçenin İslamiyet’ten önceki dönemi kapanmıştır. Yıllar boyunca etkisini gösterecek olan Karahanlı ve Hakanîye Türkçesi İslami Türk edebiyatının temellerini oluşturacaktır. Türkler Arapça ve İslam kültürüyle tanıştıklarında kendi dilleri ile Arapça arasında farklılıklar görmeye başlamışlardır. Arap alfabesini ilk kez kullanan Türk milleti olan Karahanlılar doğu komşuları olan Uygurlarla aynı dili konuşup farklı dini tercih edince Türkler kendi içinde dinlerinin farklı olmasından dolayı çatışma yaşanmıştır. Dillerin, kültürlerin, insanların kısaca hayatın neredeyse her alanında ve döneminde din gelişme ve çatışmada ilk unsur olmuştur. Hangi milletten olunursa olsun duaları doğru söylemek ve dini doğru yaşamak önemli bir husus olmuştur. Budizm ve Manihaizm Uygur metinlerinde çokça yer almaktadır. Sutralar, tövbe duaları ve ilahiler dillerin tekamülüne fayda sağlamıştır. Arapçanın zaman içerisinde farklılığa uğraması sebebiyle ortaya çıkan sorunlar; Arapçanın ilk dil çalışmalarını yapmalarına neden olmuştur. Dilin kaidelerinin netleşmesi, zor ifadelerin anlaşılmasını kolaylaştırmış, belagatın kuralları, sistemin koyulmuş hali çoğu ilim dalının kurallarının bulunmasından sonradır. Belagat ilminin konusu Kuran-ı Kerim alimlerince Kuran-ı Kerimin edebi bakımdan yüceliğini vurgulamak amacıyla incelenmesidir.
Emeviler döneminde Müslüman Arapların İslamiyeti yaymak için fetihler yapması (705-712) birçok alanda önemli neticelere sebep olmuştur. Türkler Abbasilere askerî açıdan yardım etmişlerdir. Yardım eden bireylerin kılıç tutanlar olması Türkçeyi yazı dili olarak inkişaf etmelerinin önünü kapatmıştır. Türklerin askerî yönlerinin güçlü olması ve gittikleri şehirlerin kültürel açıdan çeşitli olması Türklerin ana dillerinden eser çıkarmalarına engel olmuştur. Yeni bir dinle tanıştıkları için o dilin kurallarını çok iyi bilme gerekliliği hissetmişlerdir. İslamiyet için çalışmayı kendilerine gaye edinen Türkler eserlerini Arapça yazmış ve konuşmalarını Arapça yazmışlardır. Maddi ve manevi kaynaklarını Arapça için kullanan Türkler kitaplar yazmış ve kütüphaneler kurmuşlardır. Abbasiler döneminin en büyük Türk asıllı devlet adamı Feth b. Hakan devrin en büyük kütüphanesini kurmuştur. Arapçanın ilk lügat kitabı olan Divanü’l Edeb’i yazan Farab’ta yetişen İshak İbrahim isimli bir Türk’tür.
Mısır’da Türkler ve Türkçe
Türkler Anadolu’dan önce Mısır’a gelmişlerdir. Ve Mısır’ı yurtları yapmışlardır. Ahmet B. Tolon Abbasi devletinin Türk asıllı kahramanlarından birisidir. Tolon’un Mısır’a tayin edilmesiyle XI. Yüzyıldan sonra Türkler Mısırda varlıklarını göstermişlerdir. Buna bağlı olarak XIV. Asırda Memluklüler döneminde sarayın ve ordunun dili Türkçe olmuştur. Bu dönemde Sultanların geneli Türkçeden başka bir dil bilmiyordu bu sebepten Türkçeyi iyi bilen ve iyi kullanan edipler saray himayesinde alınmışlardı. Kadı Darir Türk dilinin başarılı bir savunucusudur. Siretün Nebiyi Türkçeye çevirmiştir. O dönemde yönetim Türklerde olmasına rağmen Türk tarihinde süreli ilk yayın Mısır’da olmasına rağmen Mısır’da Türkçe konuşan birisine rastlamak neredeyse imkânsız olmuştur. İnsanoğlu bu durumu Türklerin İslam toplumunda dillerini tam olarak koruyamamasıyla açıklanmıştır. Kuran-ı Kerim’in Arapça inmiş olması dile olan saygıyı arttırmıştır. Bu neden Türkler dillerini terk etmiş ve Arapça konuşmuşlardır. Jean Paul Roux Türkler hakkında detaylı bir eser hazırlamıştır. Türklerin deyişlere, destanlara ilgisi olduğunu o an yazamasalar bile bunu besteleyerek sözlü gelenek oluşturduklarını anlatmıştır. Bu noktada ise gelişimin en büyük mimarının Yunus Emre olduğunu söylemektedir.
Anadolu’ya Geçişlerde Farsçanın Etkisi
Gazneliler tarihleri olarak Memluklara ve Tolunoğullarına benzemektedir. Onların tebaalrına gayri Türk ülkeler üzerine kurulmuştur. Samanoğulları Beyi Alp Tegin devlet sistemini Samanoğullarının devletî yapısı gibi düzenlenmiştir. Bu durumda devleti kuranlar Türk olsa bile Fars Fars sisteminin devlet yapısına uygulanmış oldu. Karahanlılar dışında İran,Türkiye ve Selçuklularında resmi dilleri ve kültür dilleri doğal olarak Farsça idi. Dilin itibarı yükseldikçe Türk seçkinleri de çokça bu dili kullanmaya başlamışlardı. Selçuklular döneminde Türkçenin yazı dili olarak kabul edilmesi, kolay olmamıştır. Selçukluların böyle bir yol izlemesi Farsça gibi işlenmiş bir edebiyat diline bağlı kalmasına neden olduğunu ve böyle daha kolay idare etmek gibi bir fikrin varlığının da onaylanması gerektiğini bildirir.
Beylikler Döneminde Türkçenin Dururumu
Yapılan göçlerin etkisiyle Türkçe geniş bir coğrafyaya yayılmıştır. Bu durum şivelerin artmasına neden olmuştur. Türkçe kırsal kesimde yaşayan halkın kaderine bırakılmıştır. Onca olumsuzluğa rağmen beylikler dönemi Türkçenin yayılması için harika bir dönem olmuştur. 1277 yılında Karamanoğlu Mehmet Bey’in Farsça yerine yazışma dilini Türkçe kullandırması Türkçeye büyük fayda sağlamıştır.
Türkçeye Karşı Takınılan Olumsuz Tutumlar
Emevi ve Abbasi devletleri döneminde Türklere ve Türkçeye karşı negatif bir davranış başlamıştır. El- Cahiz Türklerin hikmetlerini anlattığı ve onları yücelttiği Fezilül Etrak adlı eseri yazmıştır. Emevi ve Abbasilerin bu tutumu Divan-ı Lügatit Türk’ün yazılmasına sebep olmuştur. Arapların bu tutumu Türkçenin böylesine zor zamanlardan geçirdiği dönemde beraber Türkçe iletiler kazanılmaya başlanmıştır. Beylikler dönemiyle birlikte Türkçenin kendisini bulması için ortak bir zemin oluşturduğu görülmektedir. XV. Yüzyıla gelindiğinde farklı bölgelerde farklı seslerin aynı his ille söylendiği görülmektedir. XV ve XVI. Yüzyıllarda yaşayan şairlerin şiirlerine baktığımızda şairlerin dile karşı çıkmaktan ziyade o dile karşı tutumları görülmektedir.
Sonuç
Toprak kavimleri millet yapan yegâne unsurdur. Milletler geniş topraklara dağılınca dillerini koruyamaz olmuşlardır. Bu nedenle şivelerde hızlı bir artış meydana gelmiştir. Din ile tanışma sürecinde o dinin gereklerini tamamlama hali kişilerin kendi dillerine soğuk davranmalarına neden olmuştur. Her şeye rağmen halk sazıyla sözüyle dili ayakta tutmayı çalışmıştır ve başarmıştır. XI. Yüzyıldan sonra İslamiyet Türklerle iç içe olmuştur. Hayata bakış tarzı ve kültürleri değişmiştir. Tüm bu şartlara rağmen Türkçeyi yaşatan güzel yürekli insanlarımız vardır.

Benzerlik %6
Comments